Salı, Ocak 03, 2006

Uzaktan Koca Kumandası

Keşke gerçek olsa ;)




Çarşamba, Ekim 26, 2005

80liler

1980li yıllarda hayatının ilk tecrübelerini yaşamış,ilkokula gitmiş,Kenan Evren´i, Erdal İnönü´yü, Özalı tanımış olmak,Ajda Pekkan´ın Alo,Michael Jackson´ın Pepsi reklamlarını hatırlayacak kadar şanslıolmak demek.Big in Japan, The Final Countdown,Eye of The Tiger demek.İcraatın içinden demek, Semra koy bir kaset de neşemizi bulalım demek. Köprü demek, ödediğiniz her kuruş verginin yol, su,elektrik olarak size geri dönmesi demek Voltran Voltran Voltran demek , depozito toplamak adına kola şişesi biriktirmek demek ,Adile Naşit`ten masal dinlemek demek.
debbie Gibson, tiffany, Jason Danovan, Sandra, Modern Talking.vb.dinliyor olmak...
Comanchero´nun ve life is lifeın sözlerini ezberlemeye çalışmak demek...
Michael Jackson, Madonna,Samantha Fox demek
Korhan Abay, Cenk Koray, Metin Milli, Ersen ve Dadaşlar demek.Clementine, He-man, She ra, Transformers demek.Okula siyah önlükle gitmek demek. Kayahan,Nilüfer, Sezen Aksu,Barış Manço ile büyümek İhtilal çocuğu demek, Köle İzaura demek, Visitors demek!!!!Acidçi misin metalci mi demek...Moruk demek Herild yani demek,Hey corc versene borc demek, olmaz maykil bende de yok cevabını işitmek demek, geriye dönüp baktıkça iç geçirmek demek...Yüzyıl içindeki en iyi, en kıyak kuşak. Hem eski hem yeni olmak demek.
Biraz gözü açık bir 80li, yüz yıllık nesil kültürünü bir porsiyonda almışdemektir. Edi mörfiiiiiii huuuuuuuuuuuuuu şörli makleeyynn yeeeeeee diye bağırıp en az bir technotronic kasetine sahip olmak demek.Mahalle çeşmelerinden su içmek, bayramları iple çekmek,cumhurbaşkanı denince Kenan Evreni hatırlamak demek.
Koltuk altında topla okul bahçesine yalnız giderken nasılsa oynıycak birileri vardır diyebilmek demek Eti kemik geçiyor demek; Evden çıkmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden çocukluğunu yaşayabilmiş,son dönemin bir üyesi olmak, Ne sorusuna
zonk cevabı vermekten zevk duymak, büyüteç ile kağıt yakmak ve siyah kağıtların beyaza oranla daha kolay yandığını keşfetmek, 9 voltluk pile dilinle dokunup o ekşi anı yaşamak, Televizyon konserlerini teybe çekerken odaya giren anneyi hemen susturmak,23 nisan çocuk şenliğinde gelen yabancı çocuklara 5 dakikada
aşık olmak demek.
Son dersin son 5 dakikasında parkeleri giyip zilin çalmasını beklemek, hurraa kapıya doluşmak, dışarıya pestil olarak çıkmak demek, sinek ilacı arabalarının arkasında bıraktığı bulutta deli gibi dolaşmak demek.
Kutu kolayı açtıktan sonra kapağını çekip çıkarıp atmak demek Tipe bak demek, Fon müziği Laura Brannigandan Self Control olan günler.Bakkala gitmenin, sokakta oynamanın, harçlık toplamanın geçerli sayıldığı, Havuç´un olmadığı yıllar demek... her şeye rağmen temiz ve el değmemiş bir hayat demek...Sonrasında biz büyüdük ve kirlendi dünya demek.Pazar akşamları mecburen yıkanmak ve erken yatmak demek Sesi açıp kısmak için televizyonun dibine kadar gidip üstündeki düğmelere basmak zorunda olmak demek.
Şehirlerarası yolculuklara çıkarken otobüsün 302s olması için dua etmek.
Bilet alırken arka kapının önü ve tekerlek üstü olmasın demek.Resimli futbolcu kartları demek, süper babaanne demek, fantayla kolayı karıştırmak demek, mahalle kavramı demek.Çavuşevsku ve karısının kurşuna dizilişini TVden seyretmek demek,o görüntülerin yıllar sonra bile kafadan hala çıkmamış olması demek.Anket ve hatıra defterlerinin olması bunlara seviyorum ama kimi diye başlayan maniler yazmak,önünde tek arkasında 2 çizgi olan külotlu çorapların havada sallanarak giydirilmesi, içinde biri sabunlu iki ıslak bez olan mustili beslenme çantası, dantel yaka, yenen kokulu silgi,leblebi tozu çekerken atlatılan ölüm tehlikeleri, hulohop, ayak bileğine takılarak çevrilen top, sek sek oynamak, bayramda mahalleye dağılıp şeker toplamak, müsaitseniz annemler size gelecek demek.TRT´nin yayın akışının bitmesiyle çalan İstiklal Marşı için ayağa kalkıp, marşı hazır olda bangır bangır söylemek ve marşın
bitiminden sonra çıkan tiz biiiiiiiiiiiiip sesine rağmen televizyonu kapatmamak demek.Zerrin Özer demek. Nasıl da geçmişti bütün bir yaz demek.Bu şarkıya kafanda klip çekmek demek.Annelerin Çernobil yüzünden çay içirmemesi, gofret yedirmemesi demek..Challengerın olduğu günkü haberleri hatırlamak demek..PKK saldırılarında her gün mutlaka birilerinin öldüğünü duymak ama anlamamak demek.Veronica Castroyu güzel zannetmek demek.Kenan Evreni Atatürk zannetmek demek.Yazlık diskolarda içeri alınmamak demek, bunun için ağlamak ve içeride -her nedense- You are in the army now-şarkısında sarmaş dolaş dans eden abi ve ablalara bakıp özenmek demek Gorbaçov´un kafasındaki kırmızılığın ne olduğunu merak etmek, anneye Zeki Müren´e teyze mi diyim amca mı diyim diye sormak, Kenan evren´in cumhurbaşkanlığı görevinden ayrılırken Çankaya köşkü basamaklarından yavaş yavaş inip sekreteriyle vedalaşmasını hatırlamak.
Hayat Bilgisi kitabında Kenan Evren´in resmi olması, her yere modern cami inşa etme furyasına anlam verememek, batman ve Şirnak´ın henüz il olmadığı günleri hatırlamak, Özalın çenesinin enteresan yapısına anlam veremeyip, acaba benim çenem de ilerde böyle olur mu kaygısıyla aynaya bakmak demek...breyk breyk arkadaş arıyorum demek Eve lazım olur diye fazlaca pul almak demek ho ho ho hoover demek Zeki Mürenin size alo diyoruuuum demesi demek İlkokulda Halley, Petrol ve Komancero şarkılarını uydurma sözlerle söyleyerek dans eden Tolga Han özentisi sefil dans grupları kurmak okul sonrasında ise her gün koşturarak eve gidip; bu toprağın sesi programında kımıl zararlısı ile mücadele yöntemleri, orman köylüsünün sorunları ve yüksek randımanlı durum bugdayı türleri ile ilgili verilen faydalı bilgilerin ardından Kamber ağa ile uyanık skeçlerini büyük bir ilgi ile izlemek demek küçük yaşta bilinçli bir çiftçi kadar ziraat bilgisine sahip olmak demeksinemalarda the Lord of the rings, Harry Potter vs. izlemek yerine Jules Verne romanları okumakla geçirilen bir çocukluk demek Aldım çantamı kolumaaa, çıktım Dallas yoluna, ben Babi´yi beklerken Ceyar girdi koluma şarkısını dansıyla birlikte bilmek demek.Ama bunu söylemenize gerek yok ki, ben yapınca alışverişi,zaten alıyorum satış fişi replikleri barındıran Ali-Ayşegül Atik reklamı ve bakkal amca, bir pergel, bir kalem, bir de çikolata alacağım.Erooooolll, Eroooolll (mahallede çocuklardan biri) buraya gelin dedim size buraya ! fişini de al oğlum´daki Meşhur Erol, hadi hep birlikte, hep birlikte, biz biz olalım yemeklerden önceeee,lavaboya koşalım, hafta da bir kere tırnakları keselim, fırçalayıp onları tertemiz olalım diye şarkılar ezberleyen bir nesil olmak icraatın içinden izleyip Özal´ın kalemine bakıp hipnotize olmaya çalışmak.
Videocudan American Ninja, Kartal,Kan Sporu ve Evil Dead gibi filmleri kiralamak demek Analogtan dijitale geçiş devrini yaşamış birey olduğunu anlamak ve ikisinden de farklı zevkler aldığının farkına varmak demek Çok güzel bir ülkenin son yıllarını hayal meyal hatırlamak, sonra da çivisinin çıkışını görerek büyümek demek Hava durumlarının eksi değil de sıfırın altında bilmem kaç denildiğini bilmek demek Apartmanın çatısına 5 metrelik anten takıp üstüne de tencere kapağı bağlayan bir abinin sizi TV önüne oturtması ve çatıdan oldu mu diye bağırıp anteni ayarlamaya çalışması . Yunanistan kanallarını görüntülemek adına .. oldu oldu diye camdan kafayı çıkarıp bağırmak ve kimsenin buna şaşırmaması demek. Siyah beyaz ve karlı bir görüntü de olsa .. Üstelik Yunanca tek kelime anlamasanız da gündüz vakti çizgi film izlemek için az debelenmemiş olmak demek... Muhtemelen hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel 10 yıl demek...
TRT 1´de oluşan sorunlar sonucu yayına bir süre ara verildiğinde ekrana getirilen donuk ağaç, dağ bayır resmine 10 dakika hareketsiz bakabilmek demek,Türkiyede çocukluğunu ve gençliğini tam anlamıyla yaşamış son mutlu kuşak olduğunu hüzünle hissetmek demek?!!!

Çarşamba, Eylül 28, 2005

Bir erkeğin gözünden "Evlilik"...


Evlilik... İnanmadığım halde içerisinde 17 seneyi bitirdiğim bir kurum benim için.... 17 sene de (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurumayni zamanda.. Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan geçiyor. Evliliği toplumun dayattığı şekilde yaşamamaktan... Nedir bu dayatmalar? Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim seviyesinin erkeğin lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi... Olmaz,yürümez diyor toplum... Erkek yaşça büyük olmalı ki,kadına "höt" dediğinde oturmalı kadın... Ya da yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum falan) küçük olmalıymış yaşı... Eğitimde de böyle... Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş, evde kalmakmış layıkı....
Eşim benden 2 yaş büyük; Ne "höt" dememe gerek kaldı 17 senede, ne de benden önce çöktü... Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti, "Oo Ömer bey kapmışız çıtırı" esprilerine muhattap dahi oldum. Eşim 3 üniversite bitirdi; ben bi taneyi 9 senede bitirdim... Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik baktım... Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der Halil Cibran... Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi, Ben dinlerken o konuştu 17 sene. O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o "haklisin bitanem..." dedik, öfke bitip fırtına durulduğunda "ama bi de böyle düşün" de dedik fikrimizi savunurken. Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, ayni amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta... Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı,ortak cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık... Ne kadar çalarsa çalsınmasanın üstünde telefonu, kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da ama... Sevginin en büyük dostuydu bizim için "güven"... Ve güvenin ardına saklanmış bir "saygı" vardı daima... Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede... Eee ülkeler neler gördü,biz çekirdek aile mi sütliman yasayacaktık... Öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın dışında yattım bi gece, misafir odasında... Gece yarısı kapı açıldı, eşim "ne yapıyorsun burda" diye sordu kapının eşiğinden, "uyuyorum" dedim buz gibi bi sesle.....Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... "kay yana" dedi daracık yatakta. "ne yapıyosun?" dediğimde "benim yerim senin yanın, sen gelmezsen ben gelirim" dedi... Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek... Ve bence doğrusu da bu... Özen gösterdik ogünden sonra, evin her yerinde kavga ettik, yatak odamız hariç... Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize... Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41inci çift olacaktık o listede... Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede olsa bizim oyunumuzdu, oynanan...
Evlilik;Hesapsız içine dalınması gereken bir oyun bence... Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne de bizim sözlerimizle... Sadece gönlünüzden geçtiğince...
Dediği gibi Ataol Behramoğlu?nun; "...Yaşadıklarımdan öğrendiğim birşey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına, Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmus bir armağandır, ve hayat,sunulmuş bir armağandır insana.
( ?)

Salı, Eylül 20, 2005

Yavaş yavaş ölürler..

Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler,
Yavaş yavaş ölürler okumayanlar,müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar
Yavaş yavaş ölürler izzet-i nefislerini yıkanlar
Hiç bir zaman yardım istemeyenler
Yavaş yavaş ölürler alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştiremeyenler
Elbiselerinin bile rengini değiştirme riskine girmeyenler ve bir yabancı ile konuşmayanlar
Yavaş yavaş ölürlerİhtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan kaçınanlar
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyıgörmek istemekten kaçınanlar
Yavaş yavaş ölürler
Yavaş yavaş ölürler aşkta veya işte bedbaht olup istikamet değiştirmeyenler
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlarhayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına çıkmamışolanlaryavaş yavaş ölürler
Şimdi yaşayın
Bugün riske girin
Hemen harekete geçin
Kendini yavaş ölüme teslim etme
Mutluluktan kaçınma

PABLO NERUDA

Cuma, Eylül 16, 2005

Bir kadın, bir erkek ve vicdanımız...


Ben, bir erkeğin kendisine emanet edilen kadın mahremiyetini hayatı pahasına koruması gerektiğine inanan kuşaktanım.
Bizim kuşak, cinayetten yargılanırken geceyi birlikte geçirdiği kadının adını vermemek için cinayet saatinde nerede olduğunu açıklamayan ve idama razı olan erkeklerin hikayelerini anlatan kitaplarla, filmlerle büyüdü.
Kadının mahremiyeti bizim için kutsaldır.
O mahremiyete ihanet eden bir erkekten daha aşağılık biri olamaz bizim kuşağın gözünde.
Bu ölçünün, bir toplumu sağlam tutan değerlerden biri olduğuna da inanırım. Bir toplumda herşey olabilir, savaşlar, ayaklanmalar, kıyımlar yaşanabilir, bunlar atlatılır, tarih yaraları sarar, hayat kendi dengesini yeniden bulur ama erkekleri kadın mahremiyetine ihanet etmeye başlayan bir toplum bence ciddi bir çürüme işareti veriyor demektir. Kolay kolay iyileşmez.
Son yıllarda birlikte oldukları kadınların resimlerini ya da filmlerini çekip bunları yayan erkekler çoğalmaya başladı.
?Bir iki aşağılık adam? deyip geçebilirsiniz.
Ama bence öyle kolayından üstünden atlanıp geçilecek bir olay değil bu.
Temel soru şudur:
Bu adamlar, böylesine rezilce bir iş yaparken nasıl oluyor da toplumun tepkisinden çekinmiyorlar?
Aforoz edilmekten, ayıplanmaktan, isimlerini lekelemekten, ailelerini utandırmaktan korkmuyorlar?
Toplumun pek de sert bir tepki göstermeyeceğine güveniyorlar herhalde.
Bunda da haklılar.
Daha önce seviştikleri kadınların resimlerini, filmlerini yayınlayanlar ne oldu?
?Bu adamlar ahlaksızdır? damgası toplumun vicdanında bu insanların alnına vuruldu mu?
Sadece o adamların değil, o adamlara selam verenlerin bile bu ahlaksızlığı paylaştığı inancı kabul gördü mü?
Yoksa toplum, mahremiyeti ihanete uğramış kadınların resimlerini görebilmek için mi hareketlendi?
Mahremiyet hainini ortak hayatımızın dışına mı attık?
Yoksa suçuna ortak mı olduk?
Böyle insanları reddedecek bir reflekse sahip olmayan toplumların vicdanlarında bir zayıflık, ahlaklarında bir çürümüşlük başlamış demektir.
Ve, bence bir toplum için en tehlikeli şey böyle bir çürümedir.
Bir toplumu toplum yapan onun bayrağı, sınırı, toprağı değildir bence, onu toplum yapan ortak ve tartışılmaz vicdani ölçüleridir.
Bu ölçüler hukuk ve devlet tarafından korunmaz, bu ölçüleri koruyanlar o toplumun edebiyatı, yazısı, hikayesi, efsanesi, masalıdır.
Yazılı olmayan yasalarıdır.
Ne oldu bizim efsanelerimize, hikayelerimize, masallarımıza, yazılı olmayan yasalarımıza?
Neden kadınların mahremiyetine ihanet edenler bu kadar rahat davranabiliyorlar?
Niye iğrenti dolu bakışlarla karşılaşacaklarından çekinmiyorlar?
Bir değil, iki değil, üç değil...
Bu tuhaf erkeklerin sayısı artıyor.
Tam neresinden olduğunu bilmiyorum ama toplum bir yerinden çürüyor.
Çocuklarımıza yanlış masallar anlatıyoruz belki.
Belki ortak ölçülerimizi, vicdani değerlerimizi yeterince iyi öğretmiyoruz.
Belki de gizli bir çürüme, yaralarla kendini gösteren bir tür kanser gibi kendini bu adamların varlığıyla gösteriyor.
Bir kadının mahremiyetine ihanet eden her şeye ihanet edeceğine inanırım ben.
Böyle adamları arasında barındıran toplumların da çürüdüğünü düşünürüm.
Bu adamların varlığı beni korkutuyor.
Ortak vicdanımızı ve ölçülerimizi kayıp mı ettik diye endişeleniyorum.
Vicdanını ve ölçülerini kaybeden bir toplum herşeyini kaybeder çünkü.

Ahmet Altan

Doğal Seleksiyon


Bir bufalo sürüsü en yavaş bufalonun hızında hareket eder. Sürü saldırıya uğradığında ilk olarak en arkadaki zayıf ve yavaş olanlar öldürülür.Bu doğal seleksiyon sürünün tümü için yararlıdır çünkü sürünün genel hızı ve sağlığı bu zayıf üyelerin ölümü sayesinde korunur. Aynı şekilde insan beyni de en yavaş
beyin hücrelerinin hızında çalışır. Bugün bildiğimiz gibi alkolün aşırı tüketimi beyin hücrelerini öldürmektedir.
Ancak doğal olarak en yavaş ve zayıf beyin
hücrelerine saldırmaktadır. Bu yolla rakının ve/veya şarabın düzenli tüketimi zayıf beyin hücrelerini öldürerek beynin daha hızlı ve etkili bir makine olmasını sağlamaktadır. Normalde iste bu nedenle bir kaç kadehten sonra her zaman kendini daha zeki hissedersin.

Perşembe, Eylül 08, 2005


"Öğrenmeninde maliyeti vardır. Önceden öğrenenler indirimli fiyatttan öğrenir. Otoriteden öğrenenler özgürlük bedeli ile öğrenir, Deneyerek öğrenenler etiket fiyatından öğrenir. Hayattan öğrenenler gecikme zammıyla öğrenir. Hayattan da öğrenemeyenler boşa gitmiş hayatlarıyla öğrenirler."
ARTHUR MİLLER

Salı, Eylül 06, 2005



Klasik Müzik Klavuzu

Oldu mu şimdi?



İmkansızı başaran kankime "Blogspot" yetkilileri dava açacaklarını duyurdular, ama bu zor günlerinde kankimi yalnız bırakmam. Naaplım kanki onlarda bööle dandik yapmasalarmış dime.. Hemecik bozuluyo :))


Merhabalar, bu benim ilk web sayfam.. Hoşgeldiniz...
Bir zamanlar birileri bana "sana süper bi sayfa yapçaz" diye bi söz vermişti ama baktım ondan bana hayır yok ben de kendi sayfamı kendim yaptım :))

Free Site Counters